Hiçbir zaman büyük bir sevdalısı olamadım bu ülkenin. İnsanlar tarafından da suçlandım.”Sevemiyorsun burayı, burada mutlu olamıyorsun” diye. Üstüne alınanlar oldu, mutsuzluğumu kendine maal edenler, ve sonucunda beni buranın dünyanın en güzel ülkelerinden biri olduğuna ikna etmeye çalışanlar. “Gelip döneceğin yer tabii ki ülken” diye Kanada!dan dönüşümüne de bıyık altından gülenler.

Şimdi sanırım hepsi en az benim kadar mutsuz. Sakallı yobazların asker kafası kesmelerine, tekbir çekerek sokakları doldurmalarına gerek kalmadan beni mutsuz etmişti bu ülke. Bunlara gerek yoktu. Sırf dine inanmadığım, insan haklarında kadınla erkeğin eşit olması gerektiğine, kadının annelik görevinin sadece bir seçim olduğuna, zorunlu olmadığına inandığım için hep sivri görüldüm, üstüne de suçlandım. Hemen hemen herkes tarafından.

Çok zeki olduğum ya da siyaset gurusu olduğumdan da değil, bu günleri tahmin edebiliyordum, yurt dışında yaşarken, her gelişimde biraz daha kapanan bir Türkiye ve özgürlükleri giderek kısıtlanmış insanların bu ortama nasıl ayak uydurduklarını gördüm. “Orası çok soğuk yaaa” diyenlere, “İçim özgür, soğukta da mutlu olmayı öğreniyor insan” dedim. “Ama çok yalnızsın” diyenlere, “yalnızken de mutlu olunuyormuş” dedim. Nitekim bunların hepsi yerine, ılıman iklimi olan, sevdiklerimle dolu, sevdiğim bir işte çalıştığım, kişisel hak ve özgürlüklerimin kısıtlanmadığı bir ülkede yaşamak isterdim ancak bütün şartları sağlayamıyordum. Havadan vazgeçtim, sevdiklerimden vazgeçtim ama en temel haklarımdan insan olarak vazgeçmek istemedim. Hayat nitekim beni gene buraya getirdi, öyle ya da böyle burada yaşanan talihsiz ve tarihe damgasını vuracak olaylara şahit olmak hem beni mutsuz etti hem de çaresizliği sevdiklerimle paylaşmak, bir nevi olsun onların da acısını hissetmek beni daha çok insan yaptı.

Hepimiz mutsuzsuz aslında. Ve bu mutsuzluklar, kardan, yağmurdan, bulutlu havadan çok daha önemli. Kimi gider kimi kalır ama kalma sebebiniz hava su ya da diğer kişisel alışkanlıklar olmasın. Sebebiniz umutsa ve inanıyorsanız bu olabilir, inanmayanlara veya inanamayanlara da yargı sopasını sallamak çok uygun olmasa gerek.

Şimdi, seneler önce öngördüğüm bu tabloya daha fazla bakmak istemiyorum. Hiçbir zaman “yok artık, o kadar da olmaz” dememiştim. Şimdi de demiyorum, en kötüsü istesem de diyemiyorum.

 

 

Reklamlar