7 Yıl

Bugün WordPress notification göndermese seni unutmuştum sevgili blog. Tam 7 sene önce yolculuğumuz başlamış beraber. Her şeyi çözmek için yazmaya başlamıştım. Öfkelerimi, nefretlerimi, aşklarımı, hüzünlerimi. Yazmak çözemedi, yazmak çözüm bulmak için bana destek olmuş. Yazmak beni yazar da kılmadı. Önemli olan içimi dışımı bir yere belki kusabilmekti.

Mutlu hissettiğim anlarda ara vermişim. Yazmamışım pek. Sonra yavaş yavaş, mutluyken de yazabilmeyi öğrendim. Bir ara burası da işgal oldu. Dostlarla gizli mabedim biraz hırpalandı, küçük oyunların aleti oldu. Alttan mesajlar verildi, yazılarımın anlamları sorgulandı. Belki de alet edildi. Oysa onlar içimden birer parçaydılar. Kimi zaman ayrılık, kimi zaman aşk, kimi zaman hasret, kimi zaman özlediğim aileye yakarışlarımdı. Ne kadar da kırıcı.

7 sene önce hiç bu niyetle çıkmamıştım yola. Şimdi ise yolum bambaşka. Geriye dönüp baktığımda hiç dinmeyecekmiş gibi acılarla kıvranmışım. İnsanoğlu ne ediyorsa oysa ki kendine ediyor, ve kimse, hiç kimse senden değerli falan olmuyor. Ne kadar gençmişim, ve kendimi ne kadar boşuna harap etmişim.

7 sene önce yüzüme bakmayan insanların, zaafımdan vazgeçemediğim insanların, şu anda baya vazgeçilmez olabildiklerini görüyorum. 7 sene önce bana çok destek olanların, şimdi alakaları olmadığını görebiliyorum. Bu dinamizm yorucu ama çok öğretici. Polyannacılıktan, gerçekçiliğe, kötümserlikten, güç olmaya, kendimi sert kabuklar olmadan korumayı öğrenmeye başlayalı 1,5 sene oldu. 1,5 senedir bu bloğa yazmadığımdan çok yazmışım ama. Ne kadar çok üzülmüşüm ve ağlamışım. Ne kadar çok istemişim. O kadar güzel ki, kendimde isteme hakkı görmüşüm ama bunlar hep canhıraş istemeler olmuş. Keşke biraz daha kendimi kollayabilseymişim. Kötü davranıldığında durmasaymışım.

Ağlaya ağlaya 7 sene bitmiş. Güldüğümde yüzümde güller açtığı kadar, ağladığımda sanki dünyam kararmış. Hayat oysaki hiç düşündüğüm, hayal ettiğim gibi değilmiş.

Üzülmenin sonu yok, yas tutmanın, bir noktada durmak gerekiyor.

7 sene sonra, bugün buna son vermeye karar verdim.

7 sene boyunca bu bloğa bir şekilde rastlamış, yazılarımı okumuş, hikayelerime kulak vermiş tüm okuyanlara teşekkürler. Şimdilik hoşçakalın.

Aynı hayatın, başka bir bölümünde, başka bir ruhla ve iç dünyayla yoluma devam etmekteyim.

 

Gevende – Ağlaya Ağlaya Okumaya devam et

Reklamlar

mart

Hiç ummazdım böyle akıl vereceğimi. “İlle de olsun dediğin şey aslında en çok seni yaralıyor. Ne olursa olsun dediğin an en çok kendine zarar veriyorsun”
Ne kadar kolay söylemesi, uzaktan lank diye söylemesi çok kolay.

Yana yakıla “çok seviyorum onu ne yapayım?” diye sorulduğunda artık cevaplarım böyle. Aşk dediğin şey tadılması güç. Bağımlılık ise tam da kapının ardında, o kadar kolay ki yapışıyor koluna, gitmesi zor, kovsan gitmiyor bazen.

Bağ kurmadan bağımlılık ise, elveda demesi zor ama yenilebilen bir kavram. Gerçek sevgi ise, karşılığını bulmasan da içinde yaşatabildiğin an, her gün yeniden umutla uyandırandır seni.

Birisi sevmedi diye, sevilmeyecek değilsin. Ne olursa olsun benim olsun deme.

 

2018′ Selam

Yıl sonu yaklaştı, yıl sonuna özel yazımız da tazedir, çıktı, elden ele uzatalım.
2016 ne kadar kötü bir sene idi ise 2017 o kadar öğrendiğim, kayıplar yaşadığım bir sene olmakla tarihe geçiyor. Ve aslında 2016 senesinin çok kötü de olmadığını şimdi idrak ediyorum. Kaybetmenin yerini iyi şeylerle hatırlamanın aldığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.
Kendim, özellikle iç dünyamın dinamikleri üzerine çalıştığım verimli bir sene geçirdim. En istediğim şey, ben gerçekten ne istiyorum sorusuna yerleşik bir hayat kurmadan önce cevap verebilmek. Bu yerleşik hayat nedir sorusunu sorduğunuzda cevabını ben dahi veremiyorum. Yer, kişi, iş, tutkuyla yaptığım herhangi bir şey olabilir. Hayattaki gri alanlarla barışma vakti geldi de geçiyor bile.

Ülke gündemi çok tatsızdı. Açlık grevlerine karşı sağ duyusuz kalan bir ülke yönetimi, işini kaybeden binlerce insan, açığa alınan kamu görevlileri, haklı, haksız ayrımı yapılmadan tutuklanan onca gazeteci. Evet, çok can sıkıcı. Sıkılmamız için yeterince nedeni bir araya getirip kucağımıza atmış durumdalar. Yavaşça yere mi bırakırız yoksa kundaklar bu sorunları ee ee’ler büyütür müyüz pek de bize kalmamış durumda. Hayatta her zaman her alanda seçim yapılamıyor maalesef. Çaresiz hissediyorum herkes gibi, eminim hepinize tanıdık geliyordur bu duygu.  (Buna bir takım spiritüel arkadaşlarım katılmayacaklardır, olsun)

2017’de sakinledim. Beni tanıma zamanınıza göre yorumlar farklılık gösterecek. Zira ben bile bazı şeylerin kendi dünya gerçekliğimin dışında geliştiğini düşünüyorum. Su akar yolunu, bulur, olacağı varsa olur lafları benim için o kadar uzak olurdu ki.. Kötü olabilecek her şeyin önüne geçme, olanları da büyük hayal kırıklığı ile karşılamayı biraz törpüledim. Bu yetileri de kendi kendime edinmediğimi anladığımdan hafifledim. Çoğu şey öğrenilen şeyler oluyor ve değiştirmek parmak şıklatarak ya da artık böyle davranmayacağım diyerek olmuyor. Aksi halde bir maskeyle geziyorsunuz demektir.

Bazen bazı şeyler oluyor, bazen bazı şeyler olmuyor. Olanlarla mutlu olmak, olmayanlar için o kadar üzülmemek benim için çok zor bir şeydi. Bunu yapamadığımda bana kızanlar, beni hor görenler oldu. Küçümseyenler. Yakınlık ve şeffaflığı tanımlayamayıp yıkıcı davrananlar. Ağzından çıkanı kulağı duymayanlar. Durumu izah etmeye çalıştım, anlamadılar ve gittiler. Bu gidişler fiziki olmasa da benim zihnimde bir gidişin temsilidir. Belki hala fiziken varlar, belki hayatıma da ara ara dokunuyorlar ama sanırım kalbimin yerleşik düzenine daha fazla alasım kalmadı. Bu konunun üzerine de epeyce üzüldüm. İnsanın üzülebilme kapasitesi bir şeylerden vazgeçmediği ve hala sevgiye alan açtığı anlamına geliyor bence. Hiçbir şeyin üstünü örtmediğimden bazen çok can sıkıcı olabiliyorum 🙂
Kayıplar derken en acı kaybım anneannemi kaybetmek oldu. Onunla çok hatıram var ama en taze hatırası son günüydü. Bacaklarında açılan yaraları gördüğümde aklım yerimden uçmuştu. Hastanede pansuman yapacak insan bulmaya çalışmam, bulamamam, neredeyse kimsenin bu konuyu önemsememesinden oluşan öfkemi hatırlıyorum. Birine zarar verecek kadar öfkeliydim. Sonra eve getirdik onu, kendimi eczaneye attığımı hatırlıyorum. Ne yapabilirim diye eczacıya sormam, kadının doktoru ne diyor diye sorması, bilmiyorum kimse bir şey söylemiyor demem. Bir avuç kremle eve geldim. Anneannem aslında en son safhasındaydı, gideceği çok belliydi, ben ise onun gönül yaralarına bakamayacak halde olduğumdan bacağındaki yaralara takılmıştım. Nitekim sürmeye çalıştım, bir şeyler yapmaya çalıştım, beceremedim hatta. Bana son sözü ise”sebze isterse her şeyi yapar” oldu, yarın geleceğim dedim ona ama ben onu tekrar görene kadar yanında yokken sabaha karşı gözlerini kapadı. Hayatın hem çok uzun hem de çok kısa olduğunun kanıtıdır bana o. Şimdi ise ne zaman Madecassol görsem gözlerim doluyor.
“sebze isterse yapar” lafının arkasında durmak için çok şey yaptım bugüne kadar ama 2017 biraz ara verdiğim bir dönem oldu. Ne istediğimi anlamak için kendime zaman verdim. Gerçek dostluklar kurmak ve sürdürmek, samimiyet, sevdiğimiz şeylerle uğraşmak, şeffaf olmak ve insan kırmamak. Kırdığında fark etmek, özür dilemek. Affetmek. Yokmuş gibi varsaymamak. Bu kadar. Bu hayatta yapabileceğimiz en güzel şeyler bunlar gibi geliyor bana.. Çok kötü şeyler oluyor, çok güzel şeyler oluyor. Olan oluyor nihayetinde. Kalbi ferah, gönlü temiz tutmak lazım. Öylesine bir sene olsun, herkes için.

Adam

Ne kadar da küçük senin kalbin be adam
Sığamadım bir türlü yerleşemedim bir köşesine
Zihnine mi yüreğine mi derken hiçbir yerine yerleşemedim
Koltuğun ucuna oturur gibi oturdum kalbine
Ne kadar da patetik bir hal aldı halimiz
Halden hale koşarken seni alıp en güzel yere koydum gene
Salonun baş köşesine
Gene sen ben, ben sen olurken,
Bence bu durum çok karışıkken, çok sonbaharken
Bence bu durum çok küresel ısınmayken, çok tatsız iken
Halbuki çokta yerinde gibiydi mevsimler
Çok mu kurcaladık be adam
Çok mu çoğaldık?
Çabuk mu azaldık?

Tü Tü Tü

Samimiyetsizlik.
Bence bizim toplumsal olarak en büyük problemimiz bu. Politik olacağız derken tüm samimiyeti kaybediyoruz. Bana da sanki çok dertmiş gibi yazıyorum, değil mi? Nasıl mı samimiyetsiziz? Kendi işimize gelmeyen herkesi ve her şeyi öteleyerek, tü-kaka diyerek, empati yapmadan, kırmayacağım deyip sonra tekrar tekrar kırarak, özür dilemek yerine üste çıkarak, hiç aynayı kendine çevirmeden, yansıtma yapa yapa tabir-i caizse karşımızdakinin ağzına sıçmak, affetmek yerine kin tutarak, empati yapmadan herkesi eleştirerek, yetersiz gördüğün herkesi ve her şeyi ayıplayarak, evet bunların hepsi salt samimiyetsizlik benim nezhimde.
Samimiyetsizlik yerine şeffaf bir iletişim kurulduğunda ise, her şeyi rayına oturuyor. Peki neden bizi toplumumuzda bu çok zor? “Ayıp, öyle söylenmez”, “yok şimdi öyle dersen çok ayıp olur”. Bunun sonu ya yalan oluyor, ya da yalan. Başka bir çözümü yok. İşte beyaz, pembe renkler takıp kıçına yalanı “geçerli”hale getiriyoruz.
Ayıp, her ne ise, ben İngilizce’de bir karşılığını bulamıyorum. Shame desen olmuyor, ayıp bizim toplumumuza özgü bir kelime adeta. Adeta toplumsal ahlaka oturmuş ve buna karşı herhangi bir savunma mekanizması geliştirememişiz gibi. Ayıp olacak derken uzaklaşıyor, belki de üstü kapalı daha kaba oluyoruz.
Samimiyetle kırıcılık arasında da ince bir çizgi var. Onu da bir türlü tutturamıyoruz sanki.
Sanki toplumsal psikoloji konusunda ciddi sıkıntılar var.
Sanki ben çok biliyorum : )

Yara

Hep bildiğin şeydir bu gönül yarası
Döner dolaşır geceyi gündüz
Gündüzü gece eyler
Seni olduğun yerde terk eder
Hep gördüğün şeydir bu gönül yarası
Dağ tepe demeden
Yası niyaz eyler
Seni kaldığın yerde mağlup eder

Hiçbir Zaman

Kaçıncı hayal kırılığına sebebiyet verdin bilinmez. Konuşmalar acıları, ağrıları azaltmıyor. Seni hafifletti her şey. Sen hafifledin ve yoluna devam etmelisin. Yollar gözümde büyürdü eskiden, sensiz yollar anlamsızdı. Sensizlik çokluktu. Şimdi görebiliyorum, kendi gözlerimle. Kendimle. Aslında hiçbit zaman orada olmadığını bugün görebiliyorum. Beni koyduğun yeri görebiliyorum. Ben olduğum içi değilmiş meğerse. Çok da kurcalamıyorum artık. Bugün varabiliyorum, bugün yol alabiliyorum. Bugün basit bir takıntının eseri olduğumun farkındayım. Bugün üzgünüm, yarın mutlu olmak için.

Kaçıncı hayal kırıklığı bilinmez ama olsun. Ben mutluyum, sevebildiğim için. Kalabilmeyi becerebildiğim için. Beklememeyi öğrendiğim için. Bekletmediğim için. Çocuğuma anlatacağım hikayeleri biriktiriyorum. Hiç anlayamayacağı aşklarda, tekinsiz sokaklara girdiğinde bir rehber olsun diye anlatacağım ona.

Ben üstü örülmüş bir travmanın yansımasıydım sadece. Tekrar gördüm, kendi gözlerimle.

Many Moods at Midnight

 

 

değere şiir

değer iki dudak arasında olsaydı
çok değerlenirdim sözcüklerinde
çok sevilirdim sözcüklerinde
başının tacı olurdum sözcüklerinde
gözünün nuru olurdum sözcüklerinde
sadece sözcüklerinde
sözcüklerinde yaşardım, yaşatılırdım
sözcüklerinden dünyana girer
sözcüklerinden hayatın olurdum
değer iki dudak arasında olsaydı
ne ben şimdi burada olurdum
ne sen şimdi orada olurdun
sebze, 24 Ekim

Yollar Işık

Hep olmayacak gibi. Ya olursa sorusu baya gerilerde kaldı sanki. Salkım söğüt ağaçları gibi eğildim bu gece. Dertlerime, geçmişime, seninle yarım kalan vakitlerime eğildim. Eğile büküle bir devri kapatıyorum. En güzel geceliğimi giyeceğim bu gece, saçlarımı uzun uzun tarayacağım, kremlerimi süreceğim, öyle uyuyacağım. Hep hayalini kurduğum gibi. Bu hayali de bir rafa kaldıracağım, tozlanıp, örümceklenip, ortadan kayboluşuna bakacağım uzaktan.

Hep olmayacak gibi. Ya olursa sorusu artık geçerliliğini yitirmiş, senin benden geçmene izin vermeyen dağların artık omuzlarıma yük olmuş. Dertlerimi, dert edindiklerimi bir kasabadan geçen çay gibi yarıyorum. Ortasından, köşesinden hafifletmeye çalışıyorum götürülerini, ferahlatıyorum bir nebze. En güzel rüyamı göreceğim bu akşam. Rüyanın içinde hayal kuracağım. Belki elim elinde, belki karnım burnumda, belki gözüm gözünde olacak ve bitecek. Bu hayali de görüp bir rafa kaldıracağım. En azından deneyeceğim bu sefer.

Deneyip göreceğim.

Yollar herkese ışık olsun.

 

Dağ Tepe Taş Sonsuzluk

Derin bir eksiklikten söz ediyoruz. O kadar derin ki acısını bile hissetmek güç. Bugün bu derinliğe mi üzülsem, annemin kalbinin hastalığına mı bilemedim. Bencilce geldi kendi kalp ağrılarıma, eksikliklerime üzülmek. Keyif bazen zor geliyor, kolay gidiyor.

Hiç olduramayacağımı hissettiğim insanlar silsilesi. O kadar fazlalar ki bazen yok olsunlar istiyorum. Bazen sussunlar ve hiç konuşmasınlar. İç dünyamı zenginleştirmek için harcadığım emekler, ve hayatımdaki hep bitmeyen eksiklikler. Sen varken yok gibiydiler.

Derin bir eksiklikten söz ediyoruz. Adı konulamayan. Belki bebeklikten belki çocukluktan belki de hatırlayamadığım anılardan birinde olmuş. Varlığı bile rahatsız ediyor bazı insanların. Görmezden gelinmiş obsesyonla dolu günler, anksiyete krizleri, avuç dolusu ilaçlarla geçmiş bir ergenlik yılı. Çok kızgınım ve kırgınım.

Bahsettiklerim bir dağ, bıraksalar burada öleceğim, arkama bakmadan. Hiç acımadan kendi hayatıma, tüm sevdiklerime kalbimde veda edip kurtulacağım. Hayat her şey bu kadar kolay değil diyor. Ben ama biliyorum, kimseyle kötü ayrılmamak mümkünmüş.