“Değişeceğine inanmıyorum”

Ne çok duymuştum bu cümleyi ve teker teker yutmak zorunda kalmışlardı. Kızgınlıktan öte muzip bir gülümseme ile bakmıştım yüzlerine. Çünkü ben merhaba denilendim, merhaba değişimin merak selamıysa, ben onun sözlük anlamıydım. Önümdeki dağları ova kılmak benim yetimdi. Günler, aylar, yıllar geçti, geçtiği yerleri değiştirdi.

Dört seneden bu yana, ne değişti? Yalnızlık her daim insanlığa mahsus ve katlanılması gereken değil, keyfi çıkarılması gereken bir olgu olduğunu öğrendim. Yalnızlığımla mutlu oldum, kimi zaman olamadım ama kabullendim.

Her şey dilediğim gibi gidiyordu. Zor da olsa o  uçağa binmiş, binmeden önce bana veda edilememenin büyük ağırlığını taşısam da o havaalanı kapılarından tek tek geçmiştim. Kalbim pır pır, kafam bir milyon binmiştim uçağa. Sanmıştım ki tamamen gidiyorum. Tamamen yok oluyorum. Artık yepyeni bir hayat ve ardımda bıraktığım geçmiş, geçecekti.

Öyle olamadı. Beceremedim. Kalamayışımdan mütevellit sinirlendim. Önce sessizlikle başladı bu öfke, sonra hayatı sevmemeye kadar gitti. Göremedim başardıklarımı, yaptıklarımı, hayatımda değiştirdiklerimi, bir prensesten, bir işçiye dönüşümü göremedim, gurur duyamadım, gurur da duyulmadı. Sonucunda şimdi burada, şu anda, dört sene önceki cesaretimi, kararlılığımı kutluyorum.

Hayatın bana en güzel hediyelerinden biriyle vedalaşamadığım içindi tüm bu yaşadıklarım. Artık vedalaşma vakti. Artık kapıyı kapatıp güzelliklerle hatırlama vakti.