Bu aralar geçmişi düşünüyorum. Boş vaktim kalınca geçmişte çok mutlu olduğum anları hatırlamaya çalışıyorum. Hep bu anılar küçüklük zamanlarıma gidiyor. Yaş 4 bilemedim 5. Saçımı taratmıyorum anneme, evde saklanıp duruyorum, belime kadar kızıl sarı saçlarım var. Annem kızmıyor, ama bir türlü de ikna edemiyor. Tam o zamanlar işte bir de tavşanım var, adı Meloş. Meloş’cuğu da hayal meyal hatırlıyorum. Evde kovaladığım zamanlar onu. Annem hep der ki çok neşeli bir çocuktun, hep gülerdin. Sonra garip bir anı canlanıyor, sırf güldüğüm için dayak yediğim bir gün. Ne kadar tuhaf değil mi? Mutlu anların sonunu mutsuzlukla döşemiş büyükler. Tatsız.

Bandoda çaldığım günleri hatırlıyorum sonra, ne büyük keyifle giderdim, hiçbir zaman baş bandocu olamamıştım ama zaten öyle bir iddiam da yoktu. Her şeyin en iyisi olayım gibi bir amacım da yoktu küçükken. O andan ne kadar çok keyif alırdım, sokakta yürürken bando çalabilmek, insanların sana güleryüzle bakması, yaptığın işin bir şeye yaradığına inanmak. En önemlisi bir şeye dahil olup, üretme gayemden keyif alıyordum. Fazlasını yapmak istediğimde ise duvarlar örülmüştü gene. Matematikte başarısız oluşum herkesi çok üzüyordu, oysa ki iyi bir müzik kulağım vardı, kuvvetli bir kalemim, kimse bunlara odaklanmamıştı, toplama çıkarmadaydı gözleri, tatsız.

Üniversite sınavım da bütün bu tatsızlıklara benzer şekilde iyi geçmemişti, ama ne yapmak istediğimi – en azından o anda – biliyordum. Büyük bir hevesle başlamıştım okula, her şeye aç durumdaydım, en önemlisi ise bilgiye. Bu aç halimle hevesliyken, dersten kalırsan şöyle olur, böyle olur diye tehditler sıralanıyordu, farkında bile değillerdi, sonucunda ilm sınavıman 24 alarak günleri kendime zindan etmiştim Ha sonra düzeldi mi? Tabii ki. Ama gene bir adım daha uzaklaşmıştım.

Yakın zamanlardaki mutlu anlarımdan biri ise yurtdışına yerleştiğim gündü. O günden bir gün önce de büyük bir hevesle kalktığım halde gene bir şeyler yolunda gitmedi ve kendimi ağlarken bulmuştum. Garip olan kısmı bütün iyi anıların neşeyle başlaması, insanlarla beraber büyümesi ama gene insanlarla beraber küçülüp hüzne dönüşmesi. Ondandır bu kadar yalnız kalma çabam, herhalde…

Olsun.

Neşeli anlar ekleyebilecek kadar küçüğüm henüz. Sonları genelde tatsız bitse de başındaki neşeyi seviyorum bu anıların. Neşe aktarabilsek keşke hep birbirimize, en büyük hediye olsa gerek.