Peki ne zaman tamam olacaktı? 365 gün 6 saat mi geçmeliydi? Yoksa sadece 42 gün mü? Bilemedi kadın, sadece aslında tamam değildi. “Bu kadar takılmamak lazım” dedi adam, koyduğu tamamın ardından. Yeterince tamam demenin rahatlığını tatmıştı bir kere. Kadının çıkamayan sesine karşılık “tamamız yani, değil mi?” dedi.

Kadın, gözlerini kıstı, önce adını sonra sanını unuttu, daha sonra da söylenen her bir heceyi söz öbeklerinin arasına sıkıştırdı. Söz öbekleri cümleye dönene kadar bekledi. Şu adı Ali, Ahmet, Mehmet kıvamındaki şahıs ellerini cebine soktu, kalbini kanalizasyon deliğine soktuğu gibi. Kadın kısılan gözlerini kıstığı hızda açtı. Tekrar yüzüne baktı adamın.

Tekrar, tekrar ve tekrar. Baktı.

“Tamamız ya”” dedi. Ne de olsa yoksa bir söylediği diğer kulağından çıkacak, kokmuş kalbiyle de geri kalan iki parça temiz hücreyi de pisliğe boğacaktı. Tamam olmalıydı. Adam aldığı cevapla tatmin olurcasına gülümsedi. “İşte böyle” dedi. “İşte böyle”

Kadın arkasını döndü, yürümeye başladı. Metronom hızı belki 220 idi, belki de 240, ama daha fazla değildi. “Dönmeye değerse” dedi içinden.

Adam bir baktı bir bakmadı.