“Hey dünyalı duysana sesimi” dedi. Kısa saçları, kısı gözleri ile karşındaki adama bakıyor, bakıyor, ellerini, kollarını süzüyordu. “Ben duymuyorum” dedi, kadının faltaşı gibi büyüyen gözlerine bakmadan, ellerini kavuşturdu adam. “Zaten Sims’i de oyna diye değil de, beni rahat diye kurdum bilgisayarına” dedi. Kadın konunun alakasızlığına alışmıştı. Zaten bilindik şeylerdi bunlar. “Birazdan da cebinden domates tohumu çıkarıp sokağa ekmeye kalkar, sonra onu uzaylı sanıp gidip pedere günah çıkarırdı bu katolik bozuntusu” diye düşündü. Sonra kendine kızdı kadın, “ne gerek var şimdi?” dedi.

Adam elindeki büyük kaseyi yere yavaşça bıraktı, üstünden atladı, kadından bir adım daha uzaklaşmış oldu. “Deli bu deli, kurtulmam lazım bundan, ya ben bunu seversem? Bu kase bile bundan daha akıllı yahu” dedi, başka bir dilin gezegeninden. Duymayan kulaklarına turuncu kulaç tıkaçlarını tıkadı. “Ya gerçekten duymaya başlarsam, aman tanrım” dedi. Kadın ise okuyordu onu, beynini, okuduğunu düşünüyordu.“Şu anda o da üzülüyor aslında” dedi. “Bir şeyler içelim mi bir yerde” dedi kadın adı Ali Ahmet Mehmet kıvamındakı şahısa.

Adam “tamam” dedi.

Aslında tamam değildi.