“Senin ayaklarına çok büyük bunlar” dedi annesi. Yeşilimtrak, büyük göz bebekleriyle baktı, dudağını büktü. ” Ama neden?” dedi. Yaş 6. Başka ne soru yöneltilebilinirdi ki? Annesi baktı, uzun uzun baktı. Bir soluk aldı, tam söyleyecekken ağzı açık kaldı. Küçük adam elindeki ayakkabıları sağa sola fırlattı. Kendini de onlarla fırlattı. Fırlattıkça boyu uzadı. Anne bakıyordu, sonra kendine baktı, “aa küçülüyorum” dedi. İri göğüsleri küçülüyor, boyu kısalıyor, 20’li yaşlarda bir kadın formatına giriyordu. Küçük adam ise hala ayakkabılarını fırlatıyordu kendisiyle beraber. “Ben bunları giymek istiyorum ama” diye bağırıyordu. Bağırmak ne kelime, sesi odada yankılanıyordu. Anne o kadar küçüldü ki, küçük adamla eşitlendi boyu. Küçük adam öyle büyüdü ki anneyle eşitlendi ağırlığı, sesi. “Ben bunları giymek istiyorum.” diyordu. Anne ellerini uzattı, küçük adamın ellerini tuttu. “Bazen imkansızdır, ama ” dedi ve bıraktı. Anne kendi kendine odada kendini bir köşeden diğer köşeye atan küçük adama baktı. Artık anne değildi. Odadan çıktı.

Odadan çıktığında küçük adamın bağrışlarını duyabiliyordu. “Ne kadar tuhaf” dedi. Odadan ve olaydan bağımsızdı o anda. Yürümeye başladı. Başına geldiği merdiven trabzanlarından aşağıya baktı. Ahşap merdivenlerin üstüne atılmış sahne kırmızı halısından aşağı inmeye başladı. Küçük adamın çığlıkları büyüyor, tüm duvarlarda yankılanıyordu. Ellerini iki başının arasına aldı. Merdivenlerden inmeye devam etti. Merdivenin başında onu bekleyenler vardı. Bir alkış kıyamet koptu. Herkes elinde hediyelerle onu öpüyor, tebrik ediyordu. “Ben anne değilim artık” derken aslında anne olduğunu herkes yüzüne vuruyordu. Arada birkaç tanesi gözlerini ona dikip, sessizce “çok ayıp” dediler. Gözlerini çevirip, ellerini kavuşturdular. Tebrik edenleri tek tek öptü. Merdivenin ve kalabalığın bitiminde solunda kalan demir kapıyı itti. Alkış ve çığlık sesleri kesildi. Kapıyı ardından itti. Tak diye bir ses çıktı. Rutubet kokuyordu, karanlık, yerler hafif ıslaktı. Kapıdan başlayan kolidorda ilerlemeye başladı. Su sesleri bir yandan rutubet kokusu diğer yandan. Bir el omzuna dokundu. Arkasına bakmaya kalmadan gözleri bağlandı. Durdu.

Sadece nefes sesi duyuyordu. “Gözlerini bağlamadan ilerlemek mümkün değil” dedi. İçten, hafif cızırtılı bir sesti bu. Karanlık aydınlandı içinde. “Anne olmak istemiyorsun ama, sen annesin yapacak bir şey yok” dedi tok ses. Yanına geçti, elini tuttu, “Gidelim” dedi. “ Gelmek ister misin diye sormadın” dedi kadın. “Sormalı mıyım?” dedi tok ses. Anne “Sormalısın, kimse sormuyor, duymak istiyorum.” dedi. “ Peki, gelmek ister misin?” dedi sesin sahibi. “Anne ise “hayır istemiyorum,  gitmek istiyorum, ama seninle değil” dedi. Tok ses sahibi, ellerini bıraktı, tekrar arkasına geçti. Kadının gözlerini açtı, tekrar karanlığa döndüler. Kadın arkasına bakmadan, önünü görmeyerek devam etmeye başladı. Sesin sahibinden gittikçe uzaklaştı, kim diye merak etmedi. Biliyordu. Yürüyordu, bu kadar ıslaklık ve rutubet korkutucu gibi görünse de korkmuyordu. Nereye bastığının, ne duyduğunun, ne kokladığının ne önemi vardı zaten? Bu zamana kadar önemsediği tüm duyularının getirdiği kocaman kocaman çiviler ayaklarının altındaydı. İlerliyordu, düşünmeden, hesap yapmadan. Çok yürüdü. Yarasaların kanatlarının sesini duyuyordu. Bazen çarpıyorlardı. Ayağı takıldı birkaç kez, düştü, kalktı. “Bu kolidorun sonu gelmeli” diye düşündü. Düşünmek yetmedi, sesli söyledi “ Kolidorun sonu gelsin istiyorum artık” dedi. Çat diye aydınlanmalıydı şimdi, melekler periler gelmeli türlü türlü şarkılar söylemeli, en sevdiği anlardan bir buket yapıp ona hayali bir televizyondan izletmeleri gerekirdi. Sesli söylemeye devam etti. “Seçiyorum” dedi, “Seçmekten öte karar veriyorum” bile dedi. Hala karanlık hala rutubet ve yok olan mutluluk duygusu. “Peki o zaman hani seçiyorduk biz?” dedi.

“Seçiyorsun evlat” dedi ses. “Seçiyorsun, sen farketmeden baltalıyorsun, farketmeden bağlanıyorsun, farketmeden sesleniyorsun, ama aslında her şeyin farkındasın” dedi. Baktı önüne, bu kadar zifiri karanlık içinde kendi ayaklarını dahi seçemiyorken ne seçiminden bahsediyordu? Hani neredeydi olması gereken kalabalık, hala onu bekliyordu içten içe. Sesi duyuyordu, uzaklaşmaya devam etti. Kulaklarını tıkamak daha kolaydı oysa ki. Korka korka devam etmek. Korka korka sevmek. Korka korka, ne faydası var ki?

Düşündü ilerlerken. Şimdi korka korka bir faydası yoksa, e her türlü karanlıksa, seçim de benimse, benim olmadığına inanırken bile hala bir yanım seçim diyorsa, bu kadar agnostikken ben şimdi diye içinden geçirirken ortam loşlaştı. Aydınlanmadı ama loşlaştı. Sayılar, renkler birbirine karıştı. Tek seçebildiği tarihti. Tekrar sevebileceği tarih.