En son birinden nefret ettiğimde on üç yaşındaydım. Sonra kimseden nefret edemedim, zorlasam da hep kendimi kendi yarattığım o dört duvar arası boşlukta buldum.

Şimdi üç beş kişiden nefret etsem iyi ama dağ gibi bulaşıkların karşısında sadece öğrenilmiş çaresizlik yaşıyorum. Dağın ne kadar büyük olduğuyla ilgili değil, ya da iki göğsümün arasındaki parçalar.

En iyi öğrendiğim şey olsa gerek çaresizlik, şu koca yaşıma ne zaman ekledim bilmiyorum. Tam otuz üç sene, evet ben on üç yaşında nefret etmiştim birinden. Şimdi ise öğrendiklerimi uyguluyorum, nasıl çaresiz olunacağını öğrendiğim gibi.

Bir kapı kapanır diğer kapı açılır, pencere aralık kalmıştır, efendime söyleyeyim havalandırma boşluğundan sızarsın gibi türlü türlü sevimli hikayeleri geçeli çok oldu. Bulaşıklar bile daha gerçek, en azından dağ gibi sıfatına layıklar. Ben ise çaresizliğin öğrenilmişine.

Biliyor musun, ne oluyor, nefret edemediğin her an aslında kendinden nefret etmeye başlıyorsun. Keşke on üç olsam, otuz üç beni belki de üç bin kez yere düşürdü, çaresizlikten.

Bir de o kalp kırıklıkları, ah o kalp kırıklıkları.

Allah hepsinin belasını versin, verebiliyorsa, baksana hala bir şey olduğu yok. Yok.