Hiçbir zaman mehter marşından bir adım öteye gidemeyen hayatım, ne zaman oldu da bir yarışa döndü, ben bile bilmiyorum . Gözümden uyku akıyor. Kafamı yastığa koyar koymaz uyuyan bir bedenim var. Uykusuzluk hiç çekmedim ben, çekeni de hiç anlayamam. Anlamak gibi bir gayem de yok hani, o kadar bencilim ben bu aralar.

İçim kıpır kıpır falan da değil. Ne sıcak ne soğuk. Tavşan boku gibi. Kokmaz, bulaşmaz, ama pek de memnun etmez hani. Herkes keşke tavşan boku gibi olsa. Değil mi? Ama yok, illa, boynumuza kadar boka batacağız tabii, uslanmayız, uslanmam ben. “Ne istiyorsun kızım sen, aaa” demesini unutmam annemin. Kadıncağız, ne çekti. Neler çekti.

Böyle işte, mehter marşından hallice, yarış olmaya meyilli, tavşan boku kıvamındaki hayatım, merhaba. Senden şikayet edecek değilim, sırf başkaları “daha ne istiyorsun ayol” dediği için değil. Çünkü artık onlar da umrumda değil. Benim olduğun için seviyorum seni. Benim hayatım olduğun için. Sahiplenebildiğim yegane şey. Hayatım.

Elimden tuta tuta buraya kadar bana eşlik ettiğin için. Bir türlü ne yaptığını bilmeyen bedenimi eğitip, kızıl saçlarıma beyazlar eklediğin için, seni sevebilirim. En azından bir şey yapmaya çalışıyorsun.

Ha bu arada iyi süründürdüğün de oldu. Şu anda kafamı yastığa koyar koymaz uyuyorum. Kötü anıları da unutturacak kabiliyetin var senin. Onları da unutturup, iyi yenilerini eklersin, değil mi?

Yapsana bir güzellik.