Berkin için yazmak istedim. Yazamadım. İngilizce yazayım dedim ama yazasım gelmedi. Yazsam ne olacak İngilizce? Anlayacaklar da ne olacak? Giden gidiyor.

Dün anneannemi aradım. Tam 86 yaşında. Beraber uzun zamanımı geçirdim. Ödüm kopuyor bir şey olacak ona diye. Taa oralardan arıyorsun diye başladı dua etmeye bana. “Allah yolunu açık etsin kızım, canım evladım” diye. “İyi misin sen? Nasılsın?” diye sorup durdu. 86 yaşında benim anneannem, tek aile büyüğüm.

Ne kadar mutlu oldu konuştuktan sonra diye düşündüm. Birini mutlu edebilmek aslında bu kadar kolay, belki geçici ama olsun kolay. Mutlu olmak bu kadar kolay, ya mutsuzluk? Ya o yüreğine oturan kocaman acı. O da o kadar kolay geliyor, mutluluk kadar. Bir ekmek al dediğin çocuğun, eve paramparça dönüyor, hatta dönemiyor, hastanede kalıyor 296 gün, sen ise sadece dualarınla yanıbaşında.

14 yaşında bir çocuk annesi olsaydım, çocuğumu kaybetseydim ne hissederdim? İstersen ekmek almaya gitsin, isterse hastalıktan kaybedeyim.

Sebebi önemli, dağ gibi fark yaratır ama acısı aynı.

Birini mutlu etmek çok kolay, Acı yaratmak da. Nasıl olduğunun değil, neye sonuç olduğunun önemi var.

Şimdi, benim bir tane daha ölüm haberi duymaya tahammülüm yok. Bu sebeple, Berkin’in gidişine isyan eden arkadaşlarımdan da kötü haber almak istemiyorum. 86 yaşına gel, anneannemi aradığım gibi seni arayıp halini hatrını sormak istiyorum. Eksik dişlerin olsun, yüzün kırışsın istiyorum.

Yüreğim ağzımda izliyorum. Berkin’ine sahip çıkman için yaşaman lazım, ve evet artık, ekmek almaya bile çıkarken etrafına beş kere bakman lazım. Belki de çıkmaman lazım.

Lütfen, kiminle dans ettiğini unutma. Hırsızlarla, katillerle dans ediyorsun. Bu onların güçlü değil, aciz, yollarının zehirli ve yapışkan, korku dolu bedenlerinin olduğu gerçeğini yüzüne çarpıyor. Görüyorsun, duyuyorsun, uyumuyorsun artık.

Lütfen, her kim isen, kendine dikkat et. Sen yaşadığın müddetçe bu mücadele var olacak. Oyun stratejik bir oyun, ve kartlarını ona göre oyna.