Bu soruyu sormak için geç kaldık belki de. İki ekrandan birbirimize bakarken, hem uzak hem de yakın olmanın tarifsiz mutluluğunu yaşıyorduk, karşılıklı.

Her şey yoluna girecek dediğinde benim ağzım kulaklarımdaydı. 4 saattir kesintisiz ekranın başında, bir sene içinde olan her şeyi bir solukta anlattım. Neler olup neler bitiyordu bu Anadolu’da acaba? Koca bir sene geçmiş, bir senedir birbirimizi kucaklayamamanın eksikliğini hissediyorduk, oysa ki ne kadar gereksiz insanı kucaklamıştık bu bir senede! Sonra geçti, üzüntümüz, sıkıntımız geçti.

Yaşlarımızı hesapladık, 30 oluyorum lan dedin, haa evet bende 27 dedim. Oysa tanıştığımızda epey küçüktük sanki. Ya da bir iki senede fazla büyüdük.

Yapacak işlerim vardı, düşünmeden ittim kenara. Senin uyuman lazımdı, düşünmeden erteledin.

Ben hala bu kadar mutsuzluk sebebi içinde mutluyum, hem de çok. Aynı kalbin farklı parçaları halde dünyaya savrulmuşuz biz. Bizlerden kaç tane daha var bilmem ki. Ama biliyorum, iki ayrı kıtada, aynı anda atan kalpler, benzer beyinlerimiz var.

Tüm olanlara güldük, tüm olacaklara şimdiden güldük. Gülecek bir şey kalmadı.